Üniversite sınavları geçen haftalarda tamamlandı. Ve üniversiteye başlayacak arkadaşlarımızı hangi üniversiteye gitmem gerekir, üniversiteye başlamadan önce neler yapabilirim gibi sorular çevrelemiş durumdadır diye düşünüyorum. İlk olarak ben İstanbul odaklı bir yazı yazacağım ve bilgisayar mühendisliği açısından olaya bakacağım çünkü ben İstanbul’da yaşayan ama Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği okumuş bir kişiyim. En mantıklısı kendi bildiğimi en güzel şekilde aktarmak olacağını düşünüyorum.

Edindiğim deneyimlere göre İstanbul’da okumak çok karlı bir durum ama bu durumun farkında olmayan çok arkadaş var. Ben Kütahya’da okumama rağmen her hafta boş bulduğum fırsatta İstanbul’a gelip etkinliklere katılıp yeni insanlar tanımaya çalışan biriydim. Genelde ilk soru şu şekilde “İstanbul’da bir yer kazanamıyorum bunun yerine şehir dışında bir yer mi tercih etsem bana artısı ne olur eksisi ne olur?”

Burada iki farklı kişiliğe göre yorum yapacağım. Eğer siz girişken, uzun yoldan rahatsız olmayan, yer değiştirmekten yorulmayan, hızlı tempolara ayak uyduracak, daha öncesinde kendini belli başlı konularda geliştirmiş bir kişi iseniz Türkiye’de öne çıkmış bir okuldan mezun olup olmamak sizin için çokta bir şey ifade etmeyecektir. İyi üniversiteler size ne katar biliyor musunuz, daha çok okuyan daha çok araştıran ve uygulamaya hevesli bir çevre kazandırır. Ama siz zaten etkinlikten etkinliğe koşuyor, kendi kendinize okumalar yapıyor, kendi kendinize bazı konularda girişkenlikler yapıyorsanız zaten o okulda okuyan bir birey ile aranızda bir fark kalmıyor. Tabii ki okul ismi her zaman bir artı kazandırır insana ama siz orada okuyan bir arkadaştan 2 kat daha fazla emek harcarsanız o arkadaş ile aynı seviyeye gelip üstüne o kişiyi geçmemeniz için hiçbir sebep göremiyorum. Bu dünyada çalıp, yeni şeyler üretip bunu insanlara duyurabilen anlatabilen insanlar kazanır bunu unutmayın.

Bir de şunu söylemek istiyorum. Hırs iyidir ama aşırısı zarardır. Bu yolda insanları ezerek ilerlemeyin. Çabalayın, çalışın ama bunları yaparken ailenizle, arkadaşlarınızla iletişimi kesip sadece bu işlere odaklanmayın. EN basit şekilde bir sağlama yapalım. Dünyanın en zengini oldunuz ama yanınızda sizin seven aileniz ve sizi siz olduğunuz için kabul edip seven arkadaşlarınız olmadan o kazandığınız mevlalar ile ne yapacaksınız. kazanılan para sevdiğiniz kişilerle harcadığınızda onlar için harcadığınızda güzel olur. Kısacası daha çok para kazanıcam diye insanları kırmayın.

Şimdi diğer bir konu kendimi nasıl geliştireceğim. Yani şu içinde bulunduğumuz zamanda o kadar bol içerik o kadar çok kaynak var ki. Sadece araştırmanız ve sormanız gerekiyor. İnsanlara soru sormaktan çekinmeyin ama saygı çerçevesi içinde. İlk sorunuz ben ne yapmak istiyorum olmalı. Bunu Almanların lise döneminde çocukların yönünü belirlerken yaptığı gibi günlük hayatta neyde başarılı olduklarına neyi severek ve güzel yaptıklarına bakarak karar verebilirsiniz. Günlük yaşantınızda ne yapmayı seviyorsunuz. Oturup kendi kendinize youtube’da photoshop derslerimi izliyorsunuz, yoksa Murat Şen abimizin kanalındaki elektirik işleri çok mu hoşunuza gidiyor. Veyahut kitap okumak sizin için bir tutku ve efsane hayaller kurup bunları yazıya dökmeyi mi seviyorsunuz. Ya da çok iyi basket oynayıp, efsane ok atıyorsunuzdur. Kendinizi bulmak için çok uzaklara bakmaya gerek yok. En basitinden uzay ile alakalı bir film izlemişsinizdir ve yıldızlara, fizik kurallarına merak salmışsınızdır ve kendi kendinize araştırmalar yapıp bu konuda bir site kurup bilenen tüm bilgileri bulup bunları Türkçe olarak insanlara sunmuş olabilirsiniz. O zaman Uzayve havacılık okuyabilirsiniz ya da Fizik bölümü veya ismini bilmediğim ama bu iki alanı birleştiren bir bölüm.

Kendinizi bulmak için günlük hayatınızı inceleyin. Alın bir kağıt kalem. Ve başlayın ben neleri yapmayı seviyorum nelerden hoşlanıyorum. Herke avukat, doktor ve mühendis olmak zorunda değil. Bunu unutmayın. İlk olarak kendinizi bulun.

Mesela ben yeni üniversite sınavına giriş biri olsam. Neler yapardım veya neler yaptım zamanında. Lise yıllarıma gittiğimde çok fazla oyun oynadığımı hatırlamıyorum. Sadece Minecraft oynadığımı hatırlıyorum onuda Youtube’a içerik üretelim diye oynuyorduk yani eğleniyorduk ama yine ortaya bir içerik çıkartma çabasında idik. Başka neler yaptım. O zamanlar Youtube böyle Türkiye’de çok popüler değil iken bolca yabancı içerikler revaşta iken açıp photoshop öğrendim. Bu arada İngilizceyi de neredeyse hiç anlamazdım. Nasıl öğreniyordum o halde. Abi her saniye duraklatıp tek tek adamların yaptıkları adımları yapıp hangi aracın hangi işe yaradığını çözerek bu Adobe ürünlerini kullanmayı öğrendim. Bana böyle gel sana öğreteyim diyen biri olmadan öğrendim o yüzdende bu programları daha iyi öğrendiğimi düşünüyorum. Bu tarz programları öğrenmem bu yüzden 30-60 dakika karıştırınca mantığını hemen anlayabiliyorum. Çünkü hepsi birbirinin kopyası aslında. Lise nin son sınıfları benim için hem yeni şeyler öğrenmekle geçti, Adobe programları, cinema 4D, wordpress, html, css,  construct 2 vs. Ama bilgisayarın donanımıyla alakalı bilgiler. Ama ben bu işe gerçekten meraklıydım yani üniversiteye başlamadan öncede meraklıydım.

Şimdi üniversiteye başladım neler yapabilirim diyebilirsiniz. Yine söylüyorum bilgisayar mühendisliğini hedef alarak yazıyorum. Ben nerelere başvurdum neler yaptım onlarla başlıyayım. İlk olarak şu an akif değil sanırsam ama Microsoft Student Partnerlikle başladım. Burada baya güzel arkadaşlıklar kurdum. Buradaki arkadaşlarım ile hackathonlara katıldık. Bu hackatonlarda bir çok kişiyle tanıştık ve Silikon Vadisi gibi yerlere gitme fırsatı bulduk. GDG nin düzenledği etkinlikler olsun başka komünitelerin etkinlikleri olsun oradan oraya zıpladım. Yeni bilgiye aç biri gibi dolanıp durdum. Şu anda sosyal ağlar özellikle instagram gibi yerlerde doğru kişileri takip ederseniz bir çok etkinlik bir çok girişkenlik sağlayabileceğiniz topluluklar bulabilirsiniz. Mühendislikte staj çok önemlidir birde. Ben her yaz elimden geldiğince bir şirkette hatta dönem içinde de çalışmaya çalıştım. Blesh olsun, Microsoft olsun, Kütahya Porselen olsun, Startershub olsun ve daha bir çok kişi ile çalışma imkanım oldu. Abi bu yerleri nasıl buldun nasıl gelişti. İki şekilde. Bu gittiğim etkinlikler varya işte oralarda insanlarla tanıştım. İkincisi de yaptığım işleri severek ve özenerek yaptığım için oldu. Geçen gün bir şeyi fark ettim. Bu güne kadar girdiğim işlerin hiç birine ben başvuru yapmamışım ya biri tavsiye etmiş beni ya da beni çağırmışlar bu şekilde hem tüm stajlarımı tamamlamış hem de bir çok deneyim elde etmiş oldum Allah’a şükür.

Şu an elinizde Udemy, Youtube, Yabancı veya Türkçe bloglar, bu kadar çok düzenlenen etkinlikler, hackathonlar, yarışmalar olduğu gerçeği varken yine aynı şekilde bilgisayar başına geçip netflix izleyelim diyorsanız bu ülkeye ne faydanız olur ne de kendinizi geliştiririniz. Bir de amacınız olsun. Amaçsız yola çıkarsanız bir yerde durursunuz ilerleyemezsiniz. Benim için böyleydi en azından.

Son sözlerimide şu şekilde bitireyim. Siz çalışkan iseniz okulun adı da önemli değil, okuduğunuz il de önemli değil. Her hafta okuduğunuz ilden kalkıp İstanbul’daki fırsatları kollayabiliyorsanız veyahut okuduğunuz ildeki etkinliklere uykunuzu bölüp gidebiliyorsanız bir şeyler yapabilirsiniz yani kendinizi değiştirebilirsiniz siz değişirseniz dünya değişir unutmayın.

Kalın sağlıcakla. Allah’a emanet olun. 🙂

İnsan kendini nasıl anlatır ki. Dışarıda olmaktan, kamp yapmaktan zevk alan ama gelin görün ki bilgisayar mühendisliği bölümünde yer edinmiş o yüzden bilgisayar başında da çokça vakit geçirmesi gereken. Tasarıma ilgi duyan. Üretmeyi seven ve üreten insanlarla takılmayı seven bir Allah'ın kulu diyebilirim.

1 COMMENT

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Herkes üniversitede kendini geliştirmelisin diyor ama nasıla gelince pek bir şey söylemiyorlar, açıklık getirmişsiniz teşekkür ederim 🙂

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here